Duyurular





E-Bülten

ESR Kitabı Hakkındaki Indigo Dergisindeki Röportaj


Cinselliği En Son Ne Zaman Konuştunuz?

http://indigodergisi.com/2012/05/cinselligi-en-son-ne-zaman-konustunuz


Röportaj: Mustafa Emin Palaz


 

Klasikleşen sorularımdan birisiyle başlayayım; Ümit Sayın’ın üzerinde yürüdüğü, hayatını şekillendirdiği 3 değer nedir?

Gerçeklik, bilim ve akıl.

Peki, akademik kariyer sahibi birisi olarak, mesleğinizi icra ederken kulağınızda küpe 3 öğüt nedir?

Murphy’nin kanunları her zaman gerçek hayatta geçerlidir; ama altın, Murphy’nin kanunlarından daha da geçerlidir. Bkz. Murph’nin Kanunları

Türkiye’de Akademi ve bilim yoktur; hiç olmadı, bu gidişle de hiç olmayacak…

Nasreddin Hoca’nın fıkraları, Aziz Nesin’in hikayeleri ve eski atasözleri bu toplumu iyi anlatmaktadır. Yani bir top kumaş, her yanı defolu; neresinden keserseniz kesin, diktiğiniz elbise de defolu oluyor…Bir alternatifi ve çıkışı da yok.


Kitabınızdaki biyografiden gördüğüm kadarıyla farklı konularda kitaplarınız var, cinsellik üzerine de, devlet politikaları üzerine de. Bu çeşitliliği nasıl sağladınız?
İlgi alanlarım fazla. Pek çok konuyu 25 yıldır araştırıyorum. Bunların içinde ilgimi çeken ve birbirleriyle bağlantılı görülmese dahi, aslında çok bağlantılı pek çok konu var, birbirlerine geçişler var. Bilimi araştırıyorsanız, eninde sonunda gizli bilime, kara bilime, sonra da devletlere, devlet politikalarına, gizli örgütlere, derin devletlere ve daha karanlık yapılara ulaşıyorsunuz; bunları da araştırmaya başlıyorsunuz. Bugün dünyada bilimin arkasında, halka ve kamuoyuna açıklanmayan bir de “gizli bilim” var. Dünyanın ve bilimin gerçekleri aslında hiç de insanlara gösterilmekte olduğu gibi değil! Vahşi kapitalizm her türlü bilgiyi ve beyni kontrol altında tutuyor, kendi çıkarları için… Orwelian bir dünyada yaşıyoruz artık…
Mesleki geçmişinizde beyin üzerine çalışmalarınızı, nöropsikofarmakoloji, elektrofizyoloji ve benzeri çalışmalarınızı yurt dışında yapıyorsunuz. Nöroloji (beyin bilimi) meraklısı birisi olarak aklıma takıldı, bu konuları yurtdışında işlemenin ne gibi avantajları oldu?
Bahsettiğiniz elektrofizyoloji, nörobilim çalışmalarım çok karmaşık ve ileri teknikler gerektiren çalışmalardır. Bunların hiçbirisi Türkiye’deki Bizans Entrikalarıyla dolu üniversitelerin bilim-dışı ortamlarında ve Türkiye’nin “sözde bilim koşullarında” yapılamaz. Ayrıca yurt dışında öğrendiklerinizi de Türkiye’de uygulamanız mümkün değildir! Çünkü uygulattırmazlar, sürekli çelme takarlar, çalışmalarınızı bloke ederler! Örneğin, Amerika ve Avrupa’yı taklit etmek için üniversitelerde, Türkiye’de “Etik Kurullar” adı verilen aslında gayri-etik ve bilim dışı kurullar oluşturdular; bu kurulların görevi, çalışmaların etikliğini falan kontrol etmek değil, insanlara çelme takmak, birbirinin çalışmalarını “Etik Değildir!” kulpu uydurarak bloke etmek. Bunu Amerika’da veya Avrupa’da yapmaya kalksanız, akademide bir dakika tutmazlar sizi; ama Türkiye’de akademide ve üniversitelerde var olmanın, yükselmenin tek şartı, başkalarını engellemek, çelme takmak ve entrika çevirmek üzerine kurulmuş! O çalışmaların pek çoğunu Türkiye’de yapabilecek ne temel koşullar vardır, ne de “etik ve bağımsız koşullar” ! Türkiye’de çalıştığım kürsülerde laboratuara beni sokmadıkları, veri üretmemi yasakladıkları oldu. Bilim sadece Avrupa ve Amerika’da (bir de Avustralya) yapılabilir, gerisi boş. Türk bilim ortamlarındaki veya Üniversitelerdeki bilim adamı ünvanı taşıyan bazı hokkabazlar ve şarlatanlar ne yaparlarsa yapsınlar, bir yere gelemezler; Türk toplumunun bağımsız bilim üretebileceğine olan inancımı artık tamamen kaybettim; Türkler ve Türkiye bilim konusunda Batılı ülkelerin kölesi olmayı daha yüzyıllar boyu devam ettireceklerdir…
Örneğin, artık Türkiye’de yardımcı doçent ve/veya doçent olamayan, o koşulları taşımayan bazı öğretim üyeleri; gidip, parayı bastırıp, Türki Cumhuriyetlerinde doçentlik basamağını bile atlayıp, parayla direkt profesör olarak Türkiye’ye gelmekte ve burada o profesörlüğü kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Hâlbuki adamlar Türkiye’de yıllardır, daha doçentlik, hatta yardımcı doçentlik koşullarını bile sağlayamamaktadırlar. Yani yakında Türkiye’de de doçentlik ve profesörlük, parayla dağıtılmaya başlayabilir; Murphy’nin kanunları Türk akademisinde daha da geçerlidir, altını olan profesörlüğü alır hale gelecektir.
Bu ve benzeri nedenlerle 1994’de Türkiye’de bilim yapılamayacağına karar vererek, Amerika’ya gitmiştim. Nöropsikofarmakoloji veya elektrofizyoloji çalışmalarını bu ülkelerde öğrenmekten ve yapmaktan başka çare yoktu.
Cinsellik araştırmalarınız hep kadınlar üzerine mi yürüdü? Kadınlarda cinselliği incelemekte sizi motive eden şeyler nelerdir?

Araştırmalarım kadınlar üzerine genellikle, ama yakında erkekleri de araştıracağız… Kadınlarda beni motive eden şeyler, Duygu Asena ile yaptığımız çalışmalardan sonra kadın dergilerinde yazı yazdıkça, kadınlar hakkındaki yeni bazı unsurları fark etmemle oldu. Pek çok kadınla mülakat yaptım, yakından tanıdım. Tanıdıkça ve gördükçe merak ettim. Bu yurt dışında da sürdü. Hep araştırdım kadınları, 1991 yılından beri araştırıyorum ve kadın cinselliğini yazıyorum.
İlk kez kadınlar hakkındaki pek çok gerçeği, 1992 yılında Duygu Asena ile Kadınca Raporunda saptadık (1600 civarında kadın); daha sonra 2003 yılında Hülya Dergisinde benzer bir anket (700 civarında kadın) yaptık. Bunun bir devamını da 2013’de İstanbul Raporu olarak yapıyoruz. Yani yakında yazacağım, “Türk Kadınında Cinsel Davranış” 1993-2013 arasındaki, yaklaşık 3 kuşağı inceleyen ve 20 yıla yayılan bir çalışma olacak. Bu çalışmalarla ve sonuçlarla, ne akademi ortamında ne de basında ve medyada kimse ilgilenmedi, halbuki bu çalışmalar Türkiye’de kadın cinselliği üzerine yapılmış en detaylı çalışmalardı. Yurt dışında yapılınca olay yaratıyor ve bu raporları yayınlayanlar el üstünde tutuluyorlar, yıllarca tartışılıyor. Kinsey Raporu (5000 kişi üzerine), Hite Raporu (3000 kişi üzerine), Cosmo Raporu (10 000 kişi üzerine), Janus Raporu, Redbook Raporu gibi… Halbuki burada herkes gözlerini kapıyor ve görmezlikten geliyor. Kimse ilgilenmiyor, ilgilenilmesini de istemiyor; hatta şiddetle engelliyorlar.

Türkiye’de kadınların önemli bir kesimi ilk cinsel ilişkiyi ve cinselliği bir “tecavüz” olarak yaşıyor.

Bu çalışmalardan birkaç veri paylaşır mısınız?
Gayet tabi. Mesela dünyada kadınların % 30-34’ü koitusla (cinsel ilişkiyle) orgazm olabilirken, eğitimli Türk kadınları arasında bu oran sadece % 13’dü. Topluma yaydığınızda bu oran % 10’un altına düşer. Yani Türkiye’de sadece 10 kadından biri cinsel ilişki ile orgazm olabiliyor.
Türkiye’de ESR geliştirebilen kadınlar olsa bile, kadınların büyük çoğunluğu cinsel yönden duyarsız, hatta frijid, cinselliği bir görev olarak yapıyorlar. Eğitimli Türk kadınlarının yaklaşık %15’i hiç orgazm olamıyor, hayatında hiç orgazmı yaşamamış. Tüm topluma uyarladığınızda bu oran, % 20-25’lere çıkabilir. 2011 yılında yaptığımız bir çalışmada, 17-23 yaş arasındaki İstanbul’da yaşayan ve üniversite öğrencisi kızların, % 80 civarında bir oranının hayatında hiç orgazm olmadığını ve hiç mastürbasyon yapmadığını saptadık. O nedenle de cinsel fonksiyon bozuklukları ve vajinismus vakaları çok yaygın. Bu durum da bazı doktorların veya bazı şarlatan Kişisel Gelişim Merkezlerinin işine yarıyor; bu kişisel gelişim merkezlerinde Vajinismusu tedavi ediyoruz diye insanların 3000-5000 TL’sini alıyorlar. Aslında hiç birşeyi tedavi ettikleri yok!
Türkiye’de kadınların önemli bir kesimi ilk cinsel ilişkiyi ve cinselliği bir “TECAVÜZ” olarak yaşıyor. Türk erkekleri arasında erken boşalma olgusu çok yaygın. Türkiye’deki erkeklerin yaklaşık % 50’si cinsel ilişkiyi 5 dakikanın altında, hatta büyük çoğunluğu da 2 dakikanın altında sürdürüyor. Kadınların bu koşullarda haz alması tabii ki mümkün değil! Adam üstüne çıkıyor ve tepiniyor, kadını sanki plastik, silikon bir vajina olarak kullanıyor ve sonra da arkasını dönüp uyuyor.
 
İnternet pornografisi hastalıklı bilgiler ve eylemlerle dolu, insanları yanlış yönlendiriyor.

Türk insanı, erkek olsun, kadın olsun cinselliği yaşayamıyor. Bunda kültürel ve toplumsal tabuların, çekincelerin, değer yargılarının önemi çok büyük. Cinsellik konusunda Türk toplumu çok hasta! Bu hastalık da giderek büyüyor, kanserleşiyor. Başka alanlara sirayet ediyor. Türkiye herhalde dünyadaki cinsel fonksiyon bozukluklarının en yaygın ve en fazla olduğu ülkelerden birisidir. Ayrıca geçenlerde bir haber okudum, internet pornografisi izlenmesi en yaygın Türkiye’deymiş; internet pornografisi hastalıklı bilgiler ve eylemlerle dolu, insanları yanlış yönlendiriyor.
Az önce andığınız ESR, kitabınızdan anladığım kadarıyla, eski ama unutulmuş bir tanım. Siz bunu tekrar hatırlatıyorsunuz yani. Nedir bu unuttuğumuz ESR? Hayatımıza kazancı ne olacak? ESR’yi unutmuş olmak, neleri eksik yaşamamıza sebep oluyor?
ESR
yani ‘Artırılmış Cinsel Doyum’ (Expanded Sexual Response – ESR), Uzakdoğu kültürlerinde uzun yıllar araştırılmış, üzerinde durulmuş bir konu. O zamanki adı tabii ki ESR değil. ESR bizim verdiğimiz bilimsel isim. Detay vermek gerekirse kısaca şöyle:
“Literatürde tanımlanmış klasik orgazm paternlerinden farklı olarak daha şiddetli ve uzun gelişen, süreğenleşen ve/veya uzatılmış ve/veya status orgasmusa dönüşebilen ve/veya art arda birçok kez gelen orgazm yaşayabilme yeteneğine ESR (Artırılmış Cinsel Doyum-Expanded Sexual Response) adı verilir.”
ESR, geliştirilebilen bir şey anlaşılan. Geliştiren kadınların farklılıklarını öğrenebilir miyim?
ESR geliştirebilen kadınlarda temel karakteristik özellikler ilk saptamada şunlardır:
1- ESR-Kadınları hem klitoral, hem de vajinal orgazm olabilmektedirler.
2- ESR-Kadınları bileşke orgazmı olabilmektedirler (bileşke orgazmları hem vajinal hem klitoral orgazmın aynı anda tetiklenmesi ve gelişmesidir).
3- ESR-Kadınları art arda orgazm olabilmektedir. Bunlar art arda klitoral orgazmlar, art arda vajinal orgazmlar ve çoğul bileşke orgazmlarıdır.
4- ESR kadınları literatürde tanımlanmış klasik orgazm paternlerinden farklı olarak daha şiddetli ve uzun gelişen, süreğenleşen ve/veya uzatılmış ve/veya status orgasmusa dönüşebilen ve/veya art arda bir çok kez gelen orgazm yaşayabilme yeteneğine sahiptirler.
5- ESR kadınlarının bazıları status orgasmus adı verilen bir fenomen yaşayabilme şansına sahip olmaktadırlar.
6- ESR kadınlarının pelvik taban kasları (PC-Kasları, Aşk kası) çok güçlüdür ve bu kasları hazlarını ve orgazmlarını modifiye etmek için kullanabilmektedirler.
7- ESR kadınlarının libidoları ve cinsel istekleri çok yüksektir.
8- ESR kadınlarının büyük bir kısmı G-Noktası orgazmı diye bir fenomen tanımlamaktadırlar.
9- ESR kadınlarının bir kısmı erkeklerdeki gibi ejakülasyon olduklarını, vajinalarında erkek semenine benzer bir sıvının geldiğini söylemektedirler.
10- ESR kadınlarının gelişmiş ve artmış bir cinsel zihin/vücut kompleksleri vardır.
11- ESR kadınlarının ESR-olmayan kadınlara göre çok daha güçlü bir fantezi dünyaları vardır ve çok sık fantezi kurarlar.
12- ESR kadınları, ESR olmayanlara göre daha fazla mastürbasyon yapmaktadır.
13- ESR kadınları uzatılmış ve artırılmış orgazm sırasında farklı bilinç haline girdiklerini tarif etmekte ve bu bilinç hallerinin detaylarını anlatabilmektedirler.
14- ESR kadınları genital bölgelerinde klitorisin haricinde başka uyarılabilir ve orgazmı tetikleyebilir erojen noktalar olduğunu kabul etmektedirler.
15- ESR kadınlarının diğer kadınlarla kıyaslandığında daha zengin, mutlu, tatminkâr ve haz dolu bir cinsel yaşantıları vardır.
16- ESR kadınları “Uzatılmış, Genişletilmiş ve Artırılmış Orgazm” (Expanded Orgasm) isimli bir fenomeni yaşayabilmektedirler.
Türkiye’de ESRyi yaşayabilen kadınların oranı % 2-3’ten az, yani çok az kadın mutlu bir cinsellik yaşıyor. Zaten tahminlerimize göre bugünkü koşullara göre dünya genelinde kadınların sadece % 10-15’i ESR’yi yaşayabilecek kapasitede. Geri kalanların yaşaması mümkün gözükmüyor.
Oysa kadınlarda orgazm olma potansiyeli çok fazla. ESR, eğitimle, bazı egzersizlerle, özel bir eğitim programıyla vaybların cinsellikte devreye sokulmasıyla bazı kadınlarda yaşanabilir. Kitabımda bunun koşullarını ve ilkelerini anlattım. Bu sebeple ESR kitabı aslında sadece Türkiye’de değil, dünya literatüründe de ilk kitaplardan birisi. İngilizce versiyonunu yayınladığım zaman, dünyada özellikle Avrupa ve Amerika’da Türkiye’de uyandırdığı ilgiden çok daha büyüğünü uyandıracağını sanıyorum.
Kadın cinselliği mükemmelleştikçe, erkek cinselliği de mükemmelleşir.


Kitabınız cinselliğin bilimsel boyutunu mu paylaşıyor, yoksa cinsellikteki değişim, dönüşümlerin bilimsel yaklaşımlarla beslenmesini mi sağlıyor? Okuyucuların cinsel yaşamına nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Kadın cinselliği erkek cinselliğinden ayrı bir şey değildir. Kadın cinselliği mükemmelleştikçe, erkek cinselliği de mükemmelleşecektir. Dolayısıyla bu kitap sadece kadınlara değil, erkeklere de pek çok özgürlük ve boyut katacaktır. Ama tabii ki öncelikle kadınlara pek çok boyut katacağı bir gerçek!
Türk kadını cinselliği nerdeyse boyutsuz yaşamaktadır. Amacımız, kadınların kendilerini ve potansiyellerini tanımasını sağlamak ve onların çok daha sağlıklı ve tatminkar bir düzeye gelmelerine imkan tanımaktır.
ESR kitabını oldukça akademik ve bilimsel yazmaya çalıştım, çünkü başka dillerde de yayınlanacak. ESR aslında tek kitap değil! Devamı olacak, bir seri çalışma; “Neo-Tantra: Tantrik Cinselliğin Sırları” onun devamı niteliğinde bir kitap.
Kitap demişken kitap basmak da kolay değil. ESR kitabı Aralık Ayı’nın (2011) başında hazırdı. Ama ESR’yi basmaya uzun süredir söz vermiş yayınevi bana bir sürü problemler çıkarmaya çalıştı, sonra başka başka aksilikler. Zaten daha önceki kitaplarımın bile teliflerini halen alamadım.
Yayıncıların birçoğu “Secret” benzeri bilimdışı bir kitabı yayınlamaya daha çok meyilliler. Bu yüzden bazı güzel çeviri kitaplar olsa da, Türk okurlarının ve entelektüel halkının okuyabileceği doğru dürüst bilimsel cinsellik kitabı pek yok!
Türk yazarlar artık internet kopyala-yapıştır yayıncılığı ile çok da emek ürünü olmayan ve bilgi içermeyen bazı kitapları yayınlıyorlar. Üstelik ESR’yi yayınlamayı reddeden başka bir ünlü yayınevi, bir psikiyatristin kitaplarını yayınlıyor ki, bu kişi son derece bilim dışı tezlerle ortaya çıkıyor; örneğin, tezi şu “ Kadınlardaki klitoral orgazmın yanlış olduğu, gerçek orgazm olmadığı, kadınların bunu yaşamayı bırakıp, vajinal orgazm öğrenmesi gerektiği”! Kadınlara klitoral orgazm olmayı yasaklıyor (hem okurlarına, hem de muayenehanesine giden hastalara). Bakıyorsunuz bu doktorun bir tek uluslararası yayını ve çalışması yok! Kurduğu hipotezler metafiziğe ve bilim dışı bir sfere dayanıyor. Düşünsenize, bu şahis psikiyatrist! Hasta ona güvenerek gitmiş, adam diyor ki kadına, “Artık klitoral orgazm olmayacaksın!” Buna inananan insanlara rastladım. Sözde gelişmiş ve beynin –aslında iddia edilen, varsayımsal başka katmanlarına ulaşabilmek için- vajinal orgazm olmayı öğrenecekmişsiniz. Yahu zaten Türkiye’de kadınların % 10’undan daha azı, vajinal orgazm olabiliyor. Bu, kadınlara orgazmı tamamiyle yasaklamaktan başka nedir?
Saydığım nedenlerden ötürü, bu kitap türünün tek örneği olduğu ve kadınlara hiç bilmedikleri pek çok şey öğrettiği için hem erkeklerin, hem de kadınların çok işine yarayacak bir kitaptır. ESR Kitabı NEO-Tantra kitabının ve bu seriden yazılacak kitapların temelini oluşturacağı ve birkaç yabancı dile çevrileceği için biraz yoğun bilimsel ve akademik bir dille ve bakış açısından ele alınmıştır…


Türk kadını da erkeği de hastadır. ESR bazı tabuları kırabilir.

ESR ve kitabınız, cinsellik üzerine tabularımızda ne gibi etkiler yaratıyor, yaratacak? Kadının cinsel obje haline, cinsel önyargılara faydalı yanları var mıdır?
ESR bazı tabuları kırabilir. Zaten bu tabular ve sosyal alandaki mitler konusunu daha önceki “Derin Seks: Cinsellikte Farklı Boyutlar, Yeni Açılımlar” isimli kitabımda incelemiştim. Türk kadını hastadır. Türk erkeği de hastadır. ESR ve benzeri kitaplar ve bu kitapların serisi, bu toplumsal hastalıkları, cinsel hastalıkları sağaltmak için yazılmaktadır.
Kitabınızın giriş kısmında görüldüğü kadarıyla, cinsellik ve erkillik paralel ilerliyor. Anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçişimiz cinsellikte farkındalıkla oluyor. Bu savı daha önce başkalarından da duymuştum, ama çevremiz göz ardı ediyor. Açar mısınız biraz.
Ataerkil toplumlarda erkek her zaman kadının potansiyellerini görmüş ve ondan korkmuş. Çünkü kadının cinsel potansiyelleri erkeğinkinden çok daha fazla! Erkek hem yetersiz kaldığı için, hem de erkek egosundan dolayı, kadınları hep bastırmış. Bunun en güzel örneğini, Yahudilikte ve Katoliklikte görüyoruz. Örneğin, Katoliklik 20. Yüzyılın başlarına kadar, kadınların daha fazla haz alabileceği cinsel pozisyonları bile yasaklamış, sadece “misyoner pozisyonuna” izin vermiş! İslam yükseliş döneminde veya İslam öncesi Arap toplumunda, Arap toplumu cinselliği detaylı olarak işleyen ve araştıran bir toplumdu, tıpkı Uzakdoğu toplumu gibi! Müslümanlar bu konuda aslında sanıldığının aksine pek çok Batılı’dan daha ilerdeymiş bir zamanlar.
Örneğin, oryantal dansı icat eden Araplar ve Mısırlılar. Oryantal dans hem kadını daha erotik gösteriyor; hem de kadındaki pelvis kaslarını geliştirerek orgazmik yeteneklerini arttırıyor. Oryantal dans yapabilen kadınların çoğunluğu büyük kolaylıkla ESR geliştirebilir ve uzatılmış orgazm yaşayabilir. Başka bir örnek de, KABBAZA Arapların ve Müslümanların geliştirdiği bir cinsel teknik. Ortaya çıkışı Arap ve Orta Doğu kültürü. Yani aslında yüzyıllar öncesinde Müslüman öncesi ve yeni Müslüman kültür cinselliği ve kadının cinsel potansiyellerini ve ESRyi uzunca yıllar araştırmış.
Arap kaynaklarında da, Kama Sutra veya Taocu Sevişme kitaplarında olduğu gibi, status orgasmus tanımlanıyor; orgazm halinde vecd yaşayan kadınlardan bahsediliyor. Status orgasmusu açmak gerekirse tanımı şöyledir:
Status orgasmus, art arda gelişen ve bileşke orgazmlarının devamından oluşan, 1 dakikadan başlayıp 10-15 dakikaya süren (ya da daha uzun) ve kadınları sürekli orgazm halinde tutan uzatılmış/arttırılmış orgazm (expanded orgasm) halidir; bir ESR çeşididir. Bu orgazm süresi kadından kadına değişir. Genellikle bu durumun sona erişinde çok tatmin edici ve rahatlatıcı büyük bir orgazm (Big-O; Büyük-O) yaşanır. Status orgasmus’da büyük çoğunlukla sanki akut halüsinojen almışçasına çok farklı bilinç halleri görülebilir (bkz. “ESR ve Farklı Bilinç Halleri” isimli bölüm). Bunlar içinde vücudundan çıkma; kendini yitirme; zamanı ve uzayı kaybetme; zamansızlık; boşluk; kendini doğada görme; renkli flaşlar veya ışık parlamaları görme; geometrik şekiller görme; mistik deneyim; partnerle ve evrenle bütünleşme ve daha birçok farklı bilinç hali vardır.
Status orgasmus bir bileşke ESR Orgazmıdır ve öğrenmek için uyarılabilirliğin, orgazmik vücudun ve orgazmik bilinç halinin geliştirilmesi gerekir. Tantra orgazmlarında ESR-tipi bileşke orgazmları ve/veya status orgasmuslar görülür. Tantra workshopları veya Tantra eğitimleri bunu sağlayabilir.

ESR’nin bu değişime sağlayacağı katkıyı paylaşır mısınız?
ESR Kitabı sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yeni bir dönem başlatacak kadın cinselliğinde, 200 civarında bilimsel referans var (kitap ve bilimsel makale). ESR kitabında kadınlarda orgazmı kontrol eden dört sinir teorisi var. G-Noktasının haricinde, O-Noktası, A-Noktası da ilk kez tanımlanıyor. ESR kitabında Türk halkının, Türk bilimcilerinin veya hekimlerin bilmediği çok fazla yeni bilgi var. Mesela kadınların orgazmını tetikleyen sadece klitoris değil. G-Noktası, A-Noktası, Serviks, PC-kası da uygun eğitimle ve kullanımla orgazmı ve farklı orgazmları tetikler hale gelebilir. Son 10 yılda, kadın orgazmını yöneten dört farklı sinir olduğu ortaya çıktı: Pudental sinir, Pelvik sinir, Hipogastrik sinir ve Vagus siniri. Bir de oksitosin hormonunun ve dopamin nörotransmitterinin çok büyük rolü var. Bunlar Türkiye’de daha önce ne işitildi, ne de tartışıldı. Eğer kadınlarda orgazmı 4 farklı sinir, farklı yolaklarla kontrol ediyorsa, kadınlarda en az 15 çeşit farklı orgazm biçimi olabilir. Türk kadınlarının çoğu ise bu 15 orgazmdan sadece birisini bile yaşayamıyor.
ESR ile meşhur G noktası arasında bağ var mı?
Gerek ”Derin Seks’te”, gerekse ” ESR” kitabında G-noktasını, ne olduğunu, o konudaki bilimsel çalışmaları ve nasıl bulunacağı çok sistematik ve ayrıntılı olarak yazdım. ESR’nin gelişmesi için tabii ki G-Noktasının keşfinin ve G-Noktasının uyarılmasının ve vajinal orgazmların büyük rolü var. Vajinal orgazmların öğrenilmeden, ESR’nin geliştirilmesi mümkün değil!
Ama yanlış anlaşılmasın, hiçbir orgazm biçimi birbirine üstün değil, farklı yönleri ve fizyolojileri var! Yani Vajinal orgazmı öğrenip, klitoral orgazmı bırakmak veya terk etmek diye bir kavram söz konusu olamaz!
ESR gelişmesini aslında bir merdiven gibi alabilirsiniz. Türkçe’de ilk kez kadın orgazmındaki merdiven teorisini de ESR kitabında açıkladım. Aslında ESR, birden fazla sinirle ve orgazm refleksiyle kadınlarda uzatılmış ve güçlendirilmiş orgazmların yaşanmasıdır.
ESR’yi hayatında aktif olarak kullanan, geliştiren kadınlarda ne gibi değişimler oluyor? Sadece duyusal değişimler mi var, gözle görülür farklılıklar var mı? Memnuniyetleri, yaşamdan aldıkları keyif vs…
Bu bölüme Avustralya’dan çalışmalarımıza katılan Tantrist bir bayanın yazdıklarını alıyorum:
“Uzatılmış orgazmlarda, ruhum ve bilincim bedenimden çıkar ve çok farklı şeyler algılarım, asit almış gibi! Bu her zaman gelişmez, sadece çok istekli olduğumda ve bazı uyarıcılar kullandıktan sonra 2-3 saat sevişmişsem ve art arda orgazm olmuşsam yaşadığım bir şeydir. Beynim sanki patlar. Kendimden geçerim. İlk kasılmalar yavaş yavaş gelişir, belli bir uyaran devam ediyorsa (ilişki, oral seks veya vibratör) orgazmlarımın derinliği ve genişliği artar. Kendimden geçerim. Birbirini takip eden hiç bitmeyen kasılmalar tüm vücuduma yayılır ve bütünsel vücut orgazmı yaşarım (full body orgasm). Bu sırada aşk kaslarımı sürekli kasarım (bu konuda eğitim aldım ve workshoplara gittim), ölesiye çığlık atarım, attığım çığlıklara kendim bile inanamam. Bu çığlıklar gittikçe güçlenir ve orgazmlarımın derinliğini, şiddetini ve aldığım hazzı da güçlendirir. Her çığlık yeni bir orgazmın başlangıcıdır. Orada kalırım. Uzun veya sizin değiminizle status yaşadığım zamanlar oldu, o bittiği zaman, beynim felaket uyuşur. Farklı renkler, imajlar, hayaller görürüm; bir başka dünyaya giderim. Bir süre kıpırdayamam ve bazen gözümden yaşlar süzülür. Bileşke orgazmını soruyorsunuz, uzatılmış orgazmlarda sanırım yaşadığım o! Fakat partner çok önemli bu konuları iyi bilmeli; iyi sevişmeli. Her an ne hissettiğimi o da anlamalı; hangi uyarıyı ne zaman vereceğini bilmeli. Evet, cinsel oyuncaklar bu duyguların ve uzatılmış orgazmların gelişmesinde etkili oluyor. Özellikle magic wand (elektrikli bir masaj aleti) bazı uzatılmış orgazmlarımı partnerimle sevişirken tetikleyebiliyor. Ben hemen her orgazmda vajinal veya klitoral farklı bilinç haline girerim. Ama uzatılmış orgazmlardaki çok farklıdır. Yanma, uçma, patlama, ölme, ektaz hali, kendinden geçiş, spiral dönme duygusu, kaybolma, bilincin kaybı, zihnin kararması, farklı kişiliklerde kendimi hissetme, parçalanma, sürrealite, volkan, yanardağ, astral seyahat gibi duygular bana uzatılmış orgazmlarda hiç yabancı değildir. Vajinamdan başlayan kasılmalar, rahimi karnıma doğru yayılır ateş halinde, sonra bacaklarımı iyice gererek uzatırım. Bir emilme hissi. En başta bir gıdıklanma hissi ve sonunda patlama. Uzatılmış orgazmlarda 50-100 cc civarında sıvı boşalıyor, her yan ıslanıyor. Gençliğimde bundan çok utanırdım, ama artık bunun normal olduğu biliniyor; altına kaçırma değil bu! Çok haz aldığım bu orgazmlarda mutlaka ejakülasyon olur! Bu hazzı arttırır. İlk cinselliğe 17 yaşında başladım, vajinal orgazm olmayı öğrenmem bir 10 yıl aldı. 30 yaşından beri uzatılmış orgazmlar yaşıyorum (şu anda 42 yaşındayım). G-Noktamı 20’li yaşlarda keşfettim. Sanırım ankette bahsettiğiniz A ve O Noktalarını da biliyorum. Sadece G-Noktası uyarımı ile gelişen G-Noktası orgazmları genellikle kendi kendimi güçlü titreşen bir vibratör dildo ile tatmin ettiğimde olur. Piyasadaki vibe’ların çoğu işe yaramıyor, titreşimleri yetersiz. Magic wand gibi masaj aletleri benim primam. Anketteki farklı bilinç hallerinin % 90’ını yaşadım. Ama her seferindeki orgazm farklı olur, birbirine benzemezler. Hissedilen farklı bilinç halleri de değişebilir…”
ESR yaşayan kadınlar uzatılmış orgazmlar sırasında çok farklı bilinç hallerine de girmektedirler. Sonuçta ESR yaşayan kadınlarda şu özellikler görülür:
• Cinsel potansiyellerini gerçekleştirirler.
• Cinsellikten çok fazla haz alırlar.
• Çok mutlu ve huzurlu bir yaşantı sürerler.
• Çok daha uzun yaşarlar ve geç yaşlanırlar.
• Beyin kapasiteleri, sürekli aktive olan oksitosin yüzünden çok artar.
• PMS (regl öncesi sendrom) azalır veya kalmaz.
• Daha üretken olurlar
• Yaşama daha fazla bağlanırlar.
• Çok farklı deneyimler yaşayabilirler. Farklı bilinç halleri, mistik deneyim gibi.
• Bağışıklık sistemleri çok daha güçlü olur, daha az hastalanırlar. Bu da kanser gibi hastalıklara karşı direnci artırabilir.
• Genel vücut sağlıkları ve psikolojik dengeleri, sağlıkları mükemmele yakındır.
Kitabınızda birçok farklı orgazm geliştirme yöntemi var, okuyucular bunları pratikleştirebileceklerdir. Peki, ESR Kitabınızda sıkça tantra ve taocu sevişmeye atıf var. Bilgi kirliliklerini önlemek amacıyla bu kavramlara biraz değinir misiniz?
Gerek ESR Kitabında, gerekse “Neo-Tantra: Tantrik Cinselliğin Sırları” kitabında, çok fazla bilinmeyen ve hiç duyulmamış, belki de uygulanmamış tekniği anlattım. Örneğin 4-Nokta Yöntemi gibi. Bunların neler olduğunu okuyucu kitabın o bölümünün bütünlüğü içinde daha iyi anlayabilir. Buraya tekniği öne çıkarıp, anlatmaktansa, bu serinin çıkmış ve çıkmakta olan kitaplarını okumalarını öneriyorum kadınlara ve erkeklere…
Tibet tıbbından da bir kolunu alan Tantra 2.-4. Yüzyıl arasında Hint kültüründe ortaya çıkmıştır. Tantra alt kültürü ve Tantristleraslında Hindistan’daki aristokrat sınıfın elemanlarıydı ve Tantrik uygulamaları gizli bir alt kültür uygulamaları olarak geliştirdiler. Bunun halka da sirayet etmesi için birkaç yüzyıl geçti. Tantrik kültürün halka yansımış şeklinin ifade edildiği kitaplar ise Kama Sutra veAnanga Ranga’dır. Aslında Tantra felsefesinin ve Tantrik kültürün % 5’den azı cinsellik konularıyla ilgilidir. Tantra Yoga, Yoganın bir çeşididir. Neo-Tantra ise 21. Yüzyılda ortaya çıkmış, konusunun yaklaşık % 85-90’ının cinsellik olduğu yeni bir akımdır. Hint kültüründe üst kast sistemleri hem cinselliği, hem de ESR’yi yüzyıllarca araştırmışlardır. Bunun kanıtlarına Tantrik yazıtlarda, heykellerde ve Kama Sutra’da rastlıyoruz.
Kitabınızda bahsedilen “dört sinir altı yolak teorisi” neden bahsediyor? Bunun kadınların orgazm fenomenine ve tatminine ne faydası var?
Dört sinir altı yolak teorisi kadın cinselliği ve orgazmında son gelinen nokta. Artık biliniyor ki, temelde dört sinir kadın orgazmlarını kontrol ediyor. Belden aşağı felç olan kadınlarda bile orgazm olgusu görülebiliyor, bunu omuriliğe uğramadan geçen Vagus siniri orgazm refleks arkı gerçekleştiriyor. Hatta daha ileri giderek, 2011’de kanıtlandı ki, hiçbir genital uyarı bile olmadan kadınlarda “Beyin Orgazmı” denen, çok öte bir durum söz konusu; bu Oksitosin yolakları aracılığıyla gerçekleşiyor. Ayrıca iki farklı oksitosin yolağı var.
Bu teori bir 10 yıl içinde hem kadın cinselliğini hem cinsel terapiyi, hem de cinsellikle ilgili birçok şeyi kökünden değiştirecek. Ayrıca bu teori cinsel oyuncakların ve vaybların da önemini ortaya çıkarıyor. Bu konuda bizim de pek çok çalışmalarımız var. Sonuçta ortaya yakın bir gelecekte pek çok gerçek konacak. Bu yeni teori tüm dünyada yeni bir Kadın Cinsel Devrimi yaratacak. O cinsel devrim en geç de Türkiye’ye gelir. Türk kadını çok yetersiz, bilgisiz, ürkek. Türk erkeği ise hem yetersiz, hem de ego-manyak…
Toparlarsam dört sinir altı yolak teorisinin yakında getireceği sonuçlar sayesinde, hem kadınlarda orgazm fenomeni güçlenecek, hem cinsel terapideki başarı artacak, hem de kadınların daha büyük bir çoğunluğu ESR yaşar hale gelecekler.
Toplum yapılarına değinmişken, cinsel oyuncaklar, toplumumuzda utanılan bir şey. Haliyle de pek başvurulmuyor veya genelde saklı hareket ediliyor. Buna değinmenizi ve cinsel oyuncakların cinsel yaşamdaki etkilerinden bazılarını paylaşmanızı rica ediyorum.
Son yapılan bilimsel çalışmalar, Amerika’da kadınların % 53’ünün cinsel oyuncakları kullandığını saptadı. Bu oran Avrupa’da % 60’larda. Ama Çin yapımı işe yaramaz vayblar nedeniyle bu konuda bir blokaj var. Çinliler her şeyi Batıya satıyorlar, bu sattıklarının yarısı da çöplük. Hiç AR-GE’si yapılmamış aletleri ve vaybları seks dükkanlarında pazarlıyorlar. Bu konuda devrimsel bazı patentli aletlerimiz olacak yakında. Cinsel oyuncaklar konusunda şu gerçekleri belirtelim:
  • Cinsel oyuncaklar ve vayblar kadınlarda hazzın artırılmasında, orgazmın güçlendirilmesinde ve ESR’nin gelişmesinde çok önemli bir etkiye sahiptirler!
  • Vayblar ve cinsel oyuncaklar, kadınların çoğunda klitoral ve vajinal orgazmları tetikleyebilirler.
  • Kadınlar vayblara ve cinsel oyuncaklara aşık olmazlar.
  • Vayblar ve cinsel oyuncaklar ayıp değildir!
  • Vayblar ve cinsel oyuncaklar sapıklık değildir!
  • Vayblar ve cinsel oyuncaklar günah değildir!
  • Kadınlar cinsel oyuncaklara bağımlı hale gelmezler, her zaman erkekleri cinsel oyuncaklara tercih ederler!
  • Cinsel oyuncaklar ve vayblar sizin ve partnerinizin cinsel yaşantısını renklendirir!
  • Cinsel oyuncaklar ve vayblar zararsızdır ve tıbben sağlıklıdırlar.
  • Cinsel oyuncaklar ve vayblar erkeklerin rakibi olamazlar.
Klitoris titreşime çok duyarlıdır, bir vibratör veya masaj aleti kadınların % 70-90’ınında çok kolay orgazmı tetikleyebilir. Klitorisin titreşime yanıt vermesinde yaklaşık dört farkı tepki vardır:
1) Çok hafif titreşimlerle orgazm olabilen kadınlar. Örneğin elektrikli diş fırçalarının titreşimleriyle orgazm olan kadınlar vardır. Seks shoplarda satılan zayıf Çin malı aletler bu kadınlarda orgazm oluşturabilir. Bu grup azınlıktadır, tüm kadınların tahmini olarak yaklaşık % 10-15’i.
2) Orta titreşimlerle orgazm olabilen kadınlar. Seks shoplarda satılan zayıf Çin malı aletler bu kadınların azınlığında orgazm oluşturabilir ama daha güçlü titreşim yapan aletler gereklidir. Tüm kadınların yaklaşık % 25-30’u bu gruptandır.
3) Orta-Güçlü titreşimlerle orgazm olabilen kadınlar. Seks shoplarda satılan zayıf Çin malı aletlerin bu kadınlarda orgazm oluşturması mümkün değildir. Kadınların tahmini olarak yaklaşık % 40-50’lik bir oranı bu gruptandır. Önceleri düşük vayblar bu kadınlarda orgazm oluşturabilse de bir süre sonra bu etkiye desensitizasyon (duyarsızlık) gelişir ve orgazm olabilmek için daha güçlü titreşime ihtiyaç duyulur.
4) Çok güçlü titreşime ihtiyaç duyan kadınlar. Bu kadınlar orgazm olabilmek için de 100-200 Hz. arasındaki masaj aleti titreşimine ihtiyaç duyabilirler. Bu kadınlar genellikle başlangıçtan itibaren güçlü masaj aletleri kullanırlar, zayıf Çin malı ürünler kesinlikle yetersizdir. Tahmini olarak kadınların yaklaşık % 10-15’i bu gruptandır.
Kadınların büyük çoğunluğu cinsel ilişki ile orgazm olamazlar çünkü penisler klitoral başlığı, küçük dudaklarla birlikte yeterince uyaramaz; ayrıca plato evresine girmemiş yani geri doğru çekilmemiş klitoris de orgazmı başlatamaz, bunun için uzun süreli ön oyunlar gereklidir.
Artık dünya’da kadınların yarısından çoğu yalnız veya eşleriyle cinsel oyuncakları ve vaybları kullanıyor ve cinsel oyuncaklar cinsel terapiye girmiş durumda…
Okuyucularımız kitaplarınızı nereden temin edebilir, sizinle nasıl iletişim kurabilirler?
Ben kitaplarımı yayınevlerinden telifi nakit para olarak alamadığım için, kitap olarak alıyorum artık. İsteyenler ESR kitabını, veya önceki kitapları, yakında çıkacak olan kitaplarımı benden de % 40-50 indirimli olarak satın alabilirler. Böylece kitap satın almakla benim telif ücretimi de ödemiş olacaklar. http://www.drumitsayin.com/tr/kitaplari-indirimli-al
Bu konularda Tantra ve ESR workshopları, bu konudaki bilimsel çalışmalarımız ve güncellenmiş bilgiler için daha fazla bilgi almak isteyenler aşağıdaki linke bakabilirler:
  • www.tantraakademi.com (Türkçe ve İngilizce)
Cevaplarınız için teşekkür ederim. Sorularımın hepsini tamamladım. Acaba başka, paylaşmak istediğiniz bir şey kaldı mı veya size konumuzun uzağında bir şey sormak istiyorum. Siz gizli örgütlerle, dünya politikalarıyla, Armageddonla ilgili kitaplar da yazdınız. Şu dönemde dünya politikasını nasıl görüyorsunuz? Dünya nereye gidiyor? Önümüzdeki 15 yıl insanlığı nasıl bir gelecek bekliyor? Sizin kitabınız 1970’lerin sloganı “ Savaşma, Seviş”i anımsatıyor, ama sizinle konuşmalarımızdan dünyanın sanki tam tersi yöne kanalize olduğunu hissettim. Ne dersiniz?
Haklısınız! ESR’nin tekrar ele alındığı ve kadınlara “Uzatılmış Orgazm” yaşayın dediğimiz bir çağda, insanların sevişmeye yöneleceği halde, savaşmaya yöneldiğini görüyoruz. Aslında bu yatak odasında başlayan tatminsiz, psikolojik blokajlarla dolu hasta bir mentalitenin de dünya politikasına yansımasıdır. Dünya ne yazık ki “Sevişme, Savaş” a doğru yöneliyor… Biraz daha açayım isterseniz…
Dünyayı bugün sayıları birkaç yüzbini geçmeyen “gizli örgütlü” bir “Gizli Elit” yönetiyor. Her tarafı sapık, hasta ve şizofren bir felsefe olan Postmodernizmin doğuşundan sonra gelişen Post Modern Delilik Çağında Wahshi kapitalizmin tek alternatif olarak öne çıkması ve her şeyi 200-300 şirketin kontrol etmeye başlaması ve Gizli Elitin, geçmişi 1920’lere uzanan Öjenik projesi doğrultusunda, Dünya Nüfusunu azaltma, Ulus Devletleri yok etme, dünyayı 2000 civarında Kanton-Devlete dönüştürerek daha kolay yönetebilir hale getirme çabası mevcuttur. Bu savaşta GDO’lu yiyeceklerden tutun da, biyolojik savaş laboratuarlarında sentezlenen kuş gribi, AIDS, domuz gribi virüslerine kadar her yöntem çirkefçe insanlığa karşı kullanılmaktadır! Artık devletlerin tahıl stokları, birkaç tröstün kontrolü altındadır; açlık ve salgın her an çok kolay tetiklenebilecektir. Devletlerin buna karşı hiçbir önlemi ve korunması yoktur. Bu 100 yıldır, bildiğimiz ve bize gösterilen bilimin haricindeki gizli bilim ve Kara Bilim sayesinde başarılmıştır. Kitlesel zihin kontrolleriyle ve kitlesel psikolojik harplerle, televizyon ve medya ile insanlar etkisiz birer robot, otomoton haline getirilmişlerdir. Amaç, insanları bankalara borçlu, kafasını kaldıramayan ve sisteme tamamen köle haline gelmiş birer işçi arıya dönüştürmektir. Bu sırada sadece karınlarını doyurabilecek kadar mal ve para varlığına sahip olmalarına izin verilecektir. George Orwell’in “1984” isimli romanı veya Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” (Brave New World) isimli romanları artık gerçek olmuştur.
Dünyadaki ekonomik kriz ve Gizli Elitin almış olduğu kararlar, 2013-2015 arasında Orta Doğu’da çok büyük bir savaş çıkmasına neden olacaktır; bu savaşın psikolojik alt yapısı aslında 15 yıldır hazırlanıyor. 2012’de hiçbir anlama gelmeyen MAYA Takviminin bitmesi masalı, gezegenlerin aynı düzleme gelmesi hikayesi, Foton Kuşağına-Aydınlık Çağa geçileceği palavraları, Yeni bir Yüzyıla geçileceği masalları bu nedenlerle, sahte kitaplar yazılarak, sahte Mesihler tarafından insanlara pompalanıyor. 2013-2015 arasında başlayacak olan “Küçük Armageddon’u”, onun takibindeki 10-15 yıl içinde büyük bir 3. Dünya savaşı ve “Büyük Armageddon” izleyebilir. Veya bunlar art arda olabilirler. Evet insanlık artık ARMAGEDDON’un eşiğine gelmiştir. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında o bildiğimiz haritaların daha korkutucuları bu İsrail-Suriye-İran savaşı sırasında gerçekleşecektir. İran’daki rejim yıkılacak ve ABD yanlısı bir yapı İran’da hükümran kılınacaktır; bu sırada Türkiye’nin de bu proje kapsamında çok önemli misyonları vardır. Türkiye’nin savaşın hangi tarafta yer alacağı konusuna gelirsek, Türkiye’nin hangi tarafta yer alırsa, ve savaşa bizzat katılırsa, ya da taraflardan birisini desteklerse geleceği sonuç tam bir yıkım, çöküş ve parçalanmadır. Türkiye bu savaştan uzak kalmalı ve tarafsız konumunu sürdürmelidir. Ama 1. Dünya Savaşında olduğu gibi, Türkiye’yi de bu savaşın içine çekeceklerdir. Kasım 2012’de ABD’deki seçimlerde Neoconlar (Cumhuriyetçiler) tekrar başa geldikten sonra, savaş için işaret fişeği atılacaktır. Zaten Maya Takvimi de 22 Aralık 2012’yi işaret etmemekte midir? Aslında şu anda olan ABD’deki ve Avrupa’daki Anglo Sakson gizli örgütleriyle, Yahudi kökenli ve Siyonizm yanlısı gizli örgütler arasındaki gizli savaştan ibarettir, Dünya pastasını paylaşma savaşıdır. Büyük veya küçük Armageddon’dan sonra, Türkiye 3-4 parçaya bölünebilir; İran en az 3 parçaya, Irak 3-4 parçaya, Suriye 2-3 parçaya bölünecektir. Hedeflerden birisi de Türkiye’nin doğusunda büyük bir Kürdistan devleti (yani 3. İsrail devleti) kurulmasıdır. En iyi koşullarda, Türkiye İsviçre’nin 2. Dünya savaşında yaptığı gibi, savaşa tarafsız tampon bölge olarak tavır alırsa, belki parçalanmaktan kurtulabilir; ama bu da kesin değildir. Yahudi gizli örgütleri ve Anglo Sakson gizli örgütleri, şu anda Ortadoğu’da var olan pek çok politik sistemi ve politikacıyı gözden çıkaracaktır. Bunun örneğini yakında gördük, Usame Bin Laden, Mübarek, Kaddafi, Saddam Hüseyin, Ziya Ül Hak, hep bu gizli örgütler tarafından kullanıldı ve sonra rezil bir biçimde yok edildiler. Benzerleri, şu anda Orta Doğu’daki devletleri yönetmekte olan politikacıların, yerel elitlerin, veya yöneticilerin başına gelebilir.
Sonuçta, dünyayı 15 yıl içinde çok karanlık bir gelecek bekliyor; Işık Çocuklarının dedikleri gibi, bir Aydınlık FOTON KUŞAĞINA değil, bir savaş kuşağına giriyoruz, bahsettikleri DNA’ların sarmal sayısını bile değiştirebilecek fotonlar ise ancak Orta Doğu’daki Nükleer silahlardan çıkabilecek olan ve DNA’ları parçalayan fotonlar olabilir. Orta Doğu’da İsrail ve ABD kuklası pek çok devletçik türeyecektir. Ayrıca Küresel Gizli Elitin hedeflerin birisi de İslamı ve İslam sistemini yer yüzünden kaldırmaktır. Bunu başarmak için pek çok alt projeleri vardır. Büyük Armageddon, yeryüzündeki Müslümanların ve İslamın sonu olacaktır. Daha sonra da birleştirilmiş, baştan yaratılmış tek dine geçilecektir. Bu dönemde laser oyunlarıyla ve holografiyle, İsa Mesih kanlı canlı olarak yeryüzüne inerse de şaşırmayın…Kutsal kitaplardaki kehanetleri teatral olarak gerçekleştirebilecek teknoloji bugün NASA’nın elinde vardır!…
Değerli aktarımlarınız için dergimiz adına teşekkür ederim. Keyifli çalışmalar dilerim.
Ben güzel sorularınız ve yorumlarınız için teşekkür ederim.

Anket




Müzik Yayını

568552 Ziyaretçi

Hava Durumu